tanıma aşkım
tanrının eteğinde görünce beni
koynuma sokarken karanlıkta çaldığım ekmeği
beni tanıma tanrım, ısınmaya girdim evine
eğildimse yorgunluktan, dinlendirmeye dizlerimi
bedenimde köklerini saldığım
iki renkli çiçeğimin toprağı
moraran ayaklarımda çıkan yangın
bulduğum pencere, sımsıkı kapalılık
bu şairler ah, ahmakça bir kadının peşinde
ben hepsinin, senin ardındayım, onlar yitik
yapraklarını yalnızca denize döküyor bir ağaç
kadınlar akis kadar sereserpe geziyor
tüm bunları anlatıyor yalnız ardıç
bulanık ırmak kıvrıldıkça kıvrılan
gecelerin öğrettiğidir:
yarım dosttan tam düşman olduğu
ve ağzını bir kerpeten hüneriyle
ve dudaklarını boynunu sonra
sonra titreyerek uyanmayı da
kıymık gibi batıyor kemençesi yahya’nın
cadde-i kebire ki bir arap yosmasıdır
kıvrım kıvrım kıvrılan