kapadığında bütün kapılarını bakır teninin
açılıyor kaskatı ruhumun önünde hayatlar
kapatınca gözlerini parlıyor gözbebeklerim
öyle oluyor hayatın girişi yeniden bedenime
çünkü öyle oluyor kimsenin görmeyişi beni çılgınken
beni bir başımayken
beni böyle seni seyrederken kendimi seyrederken
beğenip dururken kimselerin görmeyişi ortada
değil mi apaçık sen durunca başlıyorum raksa
sen donukken kıpranıyorum
biraz daha görmek için yüzünü
duymak için soluğunu ve iniltilerini, aldanışlarını
sokulamayışımı sana dikenli tellermişin gibi ürkerek
bana yaklaştığında hayat biraz daha korkarak
boşver şimdi nasıl aktığını hayatın nasıl durduğunu
aynaya bakmak istemiyorum
sakalımdaki o heybetil akı,
sanki başka yokmuş gibi heybetli akı
kınından sıyrılmış gibi heybetli akı ak damlayan o
sus şimdi bir şey söyleme bana,
duymak istemiyorum senden
sesime sesini elletme
katışmasın sessizliğin o ak tonuna
bırak o yerli yabancı bütün konuklar
bütün kuruyemişler bütün içkiler bütün fallar
bırak bütün yorgunluklar ayak kanamaları yemekler
bütün kalabalıklar bütün açlıklar bütün yokluklar
bırak tüm aşklar bütün dostluklar bütün arkadaşlıklar
başka ne varsa bütün onlar orada öylece bırak
akıp dursun hayat adına ne varsa orada
o tada bütün kıvancınla bak
sonun getirilişi de oluyormuş insanın kendi eliyle
işte koca bir nefes koca bir ur koca bir hayat
ince bir duman kanlı bir çığlık gibi
nasıl kararsız ve tanımsız nasıl senin bakışların gibi
kaybolup gidiyor akıyor gibi ellerimin arasından
bak görüyor musun sen de başladığın herşeyin bittiğini
bak ve görmüyorum de bana söz sana inanacağım hep
allah inandırsın beni
saçlarımın kırıkları işte dökülmüyor mu omuzlarıma
bak vakşinin ızdırabı yok mu o
omzuma kopup düşen saçlarımda
omzuma kopup düşecek diğer saçlarımın
gözlerinin içine bakarken vahşinin gözleri gibi
parlamıyor mu habire canlılığını yitirerek
bırak artık nokta, konması gereken yere kendi konsun
söz, söylenmesi gereken ağızdan kendi çıksın
sen olduğun yerde isimler sırala bana
her biri diğerini öldürsün yahut yaşatsın aiamler ki
her biri alnında ince ve derin birer çizgi
ah canımın içi, ah gülüm tiz ya sesin
o şiiri söylerken de söylemezken de
ne isterim ki ben daha senin o koca gözlerinden
içindeki küçücük bir dünyadan başka daha
sen söyle birgün benim sustuklarımı
benim çalmadığım şarkıları sen söyle repertuarından
su gibi aziz ol derin ırmaklar gibi uzun olsun ömrün
söylemiştim söylememişsem de ne çıkar
benbir çok yanılsama yaşadım en güzeli senden
en güzeli sendin kendimi de yanılttım
seninle anlamadan kara parçası oluşumu
söylemeyecektim gözlerimin yandığını sana
yalansa bu kadar olsun ömrüm
yalansa o da yakışsın yakama
boşver hocam, bırak, nasılsa hiddetle
tükürdüğümüz toprak dolacak ağzımıza
bırak, o taşların seslerini duymak istiyorum
ölürken birbirine aşkla dokunan
o çınn sesinin sahibi taşları duymak istiyorum yeniden,
ağlayarak
bırak hocam dostum kardeşim anam babam bırak
bak gün batıyor yine üzerimize inanma
inanma bizim o kahırlı sözlerimize
bırak beni aynaya bakmak istiyorum yeniden
kanatarak gözlerimi yeniden yeniden
boyna sürmelenen koyunlar gibi
avuç avuç bakmak istiyorum aynaya ağlayarak
boğulmak istiyorum gözlerime dolan bedenimin içinde
bir çığlık gibi, söylenmeyen aşk sözcükleri gibi
boğulmak istiyorum bir kaç yutkunma
en çok duyulsun bir yerlerimden
ne anlama geldikleri anlaşılsın
ya da anlaşılmasın bırak
bak aşkım bahar geldi bile cesedimin üzerine
pörsümüş gülüşüyle
sen bana bir kahve yapma ben gidiyorum
neredeysem bulup kendimi oradan gidiyorum
neredeysen bulup seni oradan gidiyorum
doğru çığlığı attığında gözündeki gerçek
bırakacak kendini şahin gibi bulutların üzerine
duymak istediğimde tiklerini nasıl duymak istiyorsam
öyle duyayım kahpe dünyanın salınışlarını
ivecen koşuşturmalarında
mızrap gibi dokunsun bırak tellerime gerektiğinde
engel olma nasıl akıyorsa öyle akmasına hayatın
kimse söylemesin sana nasıl olsa boş
bir şiir gibi olacak bu da eskileri gibi
anlamından bir dolu anlamlar eksilterek giderek
bir çocuk gibi oysa işte çılgın, sarhoş bir müzik parçası
melodileriyle solucanları ve cbür bütün kurtları
kıpraştırıp duran, ah bıraksan seninle hep
anacağım babamı ve çocuklarımı
bıraksan akacak ılıkça iliğim kemiğimden
umurumda olmadan
kendime gelmek istemeyebilirdim geldim
saçımı çekmek ha! hayata yeniden getirmek için beni
yeter mi diyorsun yeniden bırakıp gideceksen
bir başıma bu donuk bakışımı yüzümde,
getirme yeniden dünyaya beni annem olsan da
hadi sen git kendine
kendi kahkahalarına dön, ızdıraplarına
bayram gelmeyecek bir daha yeryüzüne,
en azından benim gözlerime görünmeyecek
o eski parlaklık ulu beyaz dağların üzerinden
çalışmak istiyorum gözlerimi kanatıncaya kadar
kimselere duyurmadan güneşin battığını
gecenin çıplak ve zalim kollarıyla sarıldığını bedenime
susuyorum kasvetle sardığını arzuların ruhumu kaskatı
bir köpek tanımıştım bana benziyordu
kuyruğu kısıktı bacaklarının arasında
ve yapayalnızdı koca parkın ortasında
havlamaya bile korkuyordu
kendinden daha çulsuz olan bana, bir düşünsene
o köpek olsaydım köşede
senin eski esvaplarını koklasaydım, deseydim sana
yine de bana yeni güzel kokulu gömlekler
gömlekler almak istiyorsun ha!
bırak hocam bu nehrin çevirme yönünü
belki bilmiyor nereye aktığını başunu vura vura ama
bırak n’olur akıyor bu nehir nereye olursa
çevirme yolunu cani setlere çarptırma başını kıçını
okuyamadığım fallar gibi savsaklamalara gömme beni
bu şiir sana bir köğük bağışlarsa
bil ki bu benden doğmayacak
bir pergelle eğrilt beni şimdi dengelice ahenkle
engin ovalar gibi olmasa da elin endamın
biliyorum yine de bana bıraktıklarını
ama gerçekten bilmeden bıraktıklarını biliyorum ben,
bilseydin bırakmazdın yarım gibi
inan ki hiçbir şey gibi bırakıp gitmezdin
beni değil belki ama
kendini de bırakıp gitmediğini kim söyleyebilir ki,
ben sana söyleyemem.