‘Yukarıda Anlatılan Rüzgar’ Kategorisi için Arşiv

İçindekiler

18 Mart 2007, Pazar

ARK
yakarı
usta
siga
şair
ifşa
şiir atı
incil-i materyal
hüzünlü mozaik
bağ
yol
ölümsüzler parkı
gönye
şâkül
şamdan
ilhan berk’in bir günü
biz seni böyle tanıdık
ur
optik bir mesele
şavk
şeytan düşü günü
ıssız şairler treni
kalıcı bilgi
derviş
abdülhasan’ın çoğalışı
yalvaç
cansever’in yasini
yukarıda anlatılan rüzgar

IRMAK
büt
terazi meleği
endişe
flört
öfke
monotrop
yangın
damar
çarşamba
gecikmiş bir düşün ağrısı
ya
gel takip et beni
küçük kasa
inzal
ayarlı
görü
çok uzak iki gün
bahar kayıtları
fısıltılı orman
düğüm büyüsü
hoşçakalış

Hoşçakalış

18 Mart 2007, Pazar

nasıl da değişiyor suyun akışı
kabullenmek belki, doğrusu
patlak bakışlarını arkına çarparken
değiştirdiğini arkını da su gibi

ayrılma ama oyundan, hele hiç dönme
ayrılmışsan bir kere dalından
sararmış ya da yaralanmış
yaprakmışın gibi süzülürken hele hiç

çedeneden tütün yap kendine, kuru yapraklarından
dumanını tut beni göreceksin su gibi akan
düşsel anaforunun ortasında uzanan elimi
nasılsa ve belki yanlışlıkla uzanan elini

şimdi kapa yaralarını, ben hepsini susacağım
ne kadar pıhtın varsa bende, kanatarak hepsini
yeniden ve durmadan yapraklar kurutarak
söz, sana dumandan selamlar yollayacağım

ah evet şimdi işte, rüzgâr çıkıyor
madem ki onsekizi aştı yaşım
ben onun önüne katılacağım

Doğum Büyüsü

18 Mart 2007, Pazar

kadınlara en son anlat bunu
bakmadığın bir yer bulduklarında
en son anlat kalmasın bir şey yarıda
kopmadan pamuk ipliği ikiliğin

Fısıltılı Orman

18 Mart 2007, Pazar

kapadığında bütün kapılarını bakır teninin
açılıyor kaskatı ruhumun önünde hayatlar
kapatınca gözlerini parlıyor gözbebeklerim
öyle oluyor hayatın girişi yeniden bedenime
çünkü öyle oluyor kimsenin görmeyişi beni çılgınken
beni bir başımayken
beni böyle seni seyrederken kendimi seyrederken
beğenip dururken kimselerin görmeyişi ortada
değil mi apaçık sen durunca başlıyorum raksa
sen donukken kıpranıyorum
biraz daha görmek için yüzünü
duymak için soluğunu ve iniltilerini, aldanışlarını
sokulamayışımı sana dikenli tellermişin gibi ürkerek
bana yaklaştığında hayat biraz daha korkarak
boşver şimdi nasıl aktığını hayatın nasıl durduğunu
aynaya bakmak istemiyorum
sakalımdaki o heybetil akı,
sanki başka yokmuş gibi heybetli akı
kınından sıyrılmış gibi heybetli akı ak damlayan o
sus şimdi bir şey söyleme bana,
duymak istemiyorum senden
sesime sesini elletme
katışmasın sessizliğin o ak tonuna

bırak o yerli yabancı bütün konuklar
bütün kuruyemişler bütün içkiler bütün fallar
bırak bütün yorgunluklar ayak kanamaları yemekler
bütün kalabalıklar bütün açlıklar bütün yokluklar
bırak tüm aşklar bütün dostluklar bütün arkadaşlıklar
başka ne varsa bütün onlar orada öylece bırak
akıp dursun hayat adına ne varsa orada
o tada bütün kıvancınla bak
sonun getirilişi de oluyormuş insanın kendi eliyle
işte koca bir nefes koca bir ur koca bir hayat
ince bir duman kanlı bir çığlık gibi
nasıl kararsız ve tanımsız nasıl senin bakışların gibi
kaybolup gidiyor akıyor gibi ellerimin arasından
bak görüyor musun sen de başladığın herşeyin bittiğini
bak ve görmüyorum de bana söz sana inanacağım hep
allah inandırsın beni
saçlarımın kırıkları işte dökülmüyor mu omuzlarıma
bak vakşinin ızdırabı yok mu o
omzuma kopup düşen saçlarımda
omzuma kopup düşecek diğer saçlarımın
gözlerinin içine bakarken vahşinin gözleri gibi
parlamıyor mu habire canlılığını yitirerek

bırak artık nokta, konması gereken yere kendi konsun
söz, söylenmesi gereken ağızdan kendi çıksın
sen olduğun yerde isimler sırala bana
her biri diğerini öldürsün yahut yaşatsın aiamler ki
her biri alnında ince ve derin birer çizgi
ah canımın içi, ah gülüm tiz ya sesin
o şiiri söylerken de söylemezken de
ne isterim ki ben daha senin o koca gözlerinden
içindeki küçücük bir dünyadan başka daha
sen söyle birgün benim sustuklarımı
benim çalmadığım şarkıları sen söyle repertuarından
su gibi aziz ol derin ırmaklar gibi uzun olsun ömrün

söylemiştim söylememişsem de ne çıkar
benbir çok yanılsama yaşadım en güzeli senden
en güzeli sendin kendimi de yanılttım
seninle anlamadan kara parçası oluşumu

söylemeyecektim gözlerimin yandığını sana
yalansa bu kadar olsun ömrüm
yalansa o da yakışsın yakama
boşver hocam, bırak, nasılsa hiddetle
tükürdüğümüz toprak dolacak ağzımıza
bırak, o taşların seslerini duymak istiyorum
ölürken birbirine aşkla dokunan
o çınn sesinin sahibi taşları duymak istiyorum yeniden,
ağlayarak
bırak hocam dostum kardeşim anam babam bırak
bak gün batıyor yine üzerimize inanma
inanma bizim o kahırlı sözlerimize
bırak beni aynaya bakmak istiyorum yeniden
kanatarak gözlerimi yeniden yeniden
boyna sürmelenen koyunlar gibi
avuç avuç bakmak istiyorum aynaya ağlayarak
boğulmak istiyorum gözlerime dolan bedenimin içinde
bir çığlık gibi, söylenmeyen aşk sözcükleri gibi
boğulmak istiyorum bir kaç yutkunma
en çok duyulsun bir yerlerimden
ne anlama geldikleri anlaşılsın
ya da anlaşılmasın bırak
bak aşkım bahar geldi bile cesedimin üzerine
pörsümüş gülüşüyle
sen bana bir kahve yapma ben gidiyorum
neredeysem bulup kendimi oradan gidiyorum
neredeysen bulup seni oradan gidiyorum

doğru çığlığı attığında gözündeki gerçek
bırakacak kendini şahin gibi bulutların üzerine
duymak istediğimde tiklerini nasıl duymak istiyorsam
öyle duyayım kahpe dünyanın salınışlarını
ivecen koşuşturmalarında
mızrap gibi dokunsun bırak tellerime gerektiğinde
engel olma nasıl akıyorsa öyle akmasına hayatın
kimse söylemesin sana nasıl olsa boş
bir şiir gibi olacak bu da eskileri gibi
anlamından bir dolu anlamlar eksilterek giderek
bir çocuk gibi oysa işte çılgın, sarhoş bir müzik parçası
melodileriyle solucanları ve cbür bütün kurtları
kıpraştırıp duran, ah bıraksan seninle hep
anacağım babamı ve çocuklarımı
bıraksan akacak ılıkça iliğim kemiğimden
umurumda olmadan
kendime gelmek istemeyebilirdim geldim
saçımı çekmek ha! hayata yeniden getirmek için beni
yeter mi diyorsun yeniden bırakıp gideceksen
bir başıma bu donuk bakışımı yüzümde,
getirme yeniden dünyaya beni annem olsan da
hadi sen git kendine
kendi kahkahalarına dön, ızdıraplarına
bayram gelmeyecek bir daha yeryüzüne,
en azından benim gözlerime görünmeyecek
o eski parlaklık ulu beyaz dağların üzerinden
çalışmak istiyorum gözlerimi kanatıncaya kadar
kimselere duyurmadan güneşin battığını
gecenin çıplak ve zalim kollarıyla sarıldığını bedenime
susuyorum kasvetle sardığını arzuların ruhumu kaskatı

bir köpek tanımıştım bana benziyordu
kuyruğu kısıktı bacaklarının arasında
ve yapayalnızdı koca parkın ortasında
havlamaya bile korkuyordu
kendinden daha çulsuz olan bana, bir düşünsene
o köpek olsaydım köşede
senin eski esvaplarını koklasaydım, deseydim sana
yine de bana yeni güzel kokulu gömlekler
gömlekler almak istiyorsun ha!
bırak hocam bu nehrin çevirme yönünü
belki bilmiyor nereye aktığını başunu vura vura ama
bırak n’olur akıyor bu nehir nereye olursa
çevirme yolunu cani setlere çarptırma başını kıçını
okuyamadığım fallar gibi savsaklamalara gömme beni

bu şiir sana bir köğük bağışlarsa
bil ki bu benden doğmayacak

bir pergelle eğrilt beni şimdi dengelice ahenkle
engin ovalar gibi olmasa da elin endamın
biliyorum yine de bana bıraktıklarını
ama gerçekten bilmeden bıraktıklarını biliyorum ben,
bilseydin bırakmazdın yarım gibi
inan ki hiçbir şey gibi bırakıp gitmezdin
beni değil belki ama
kendini de bırakıp gitmediğini kim söyleyebilir ki,

ben sana söyleyemem.

Bahar Kayıtları

18 Mart 2007, Pazar

I
acının kanattığı yara canda
bir nisan günüdür güneşin gençliği
iyi bir şiir bulup ezberlemek gibi
yazarını bilmeden, yürürken yolda

II
batının batırdığı güneş
kurutuyor şimdi
elini sürdüğü şifalı otları
yarayı kanatan acıları

II.a
kanı yaraya merhem kılan
meryemin bakire doğum sancısı
iyi yazılmış bir şiirin acısı
doğunun doğurduğu güneş

I.a
o şiiri bulacağım bir nisan günü
dönderip bellek tadına günü
haritanın yolunu parmağımla sürdüğüm

III
öğretildim
acının kanattığı yara
yarayı kanatan acıydı
[elleriyle böğrünü tutarak
bahardan kaçan yanını
ezberledim bir nisan gününün]


IV

yenidir baharın taşıdığı her acı
meryemin hiç ellenmemiş yerleridir
kleopatranın madeni, mesihin tapınağı
zümrüt yeşili ellenmemiş yerleridir en masum kabe
gökkapısı ellenmemiş yerleridir en masum kudüs

IV.a
kanla geldi muhammed, kanla geldi isa
herşey biter, unutulur yaşamak da
acı yaşar bir iz gibi alında
sonsuzluğun başlangıcında

I.b
şeytan kadar sebatlı olmak isterdim
acıyı kanatan yarayı kurarken
ezberleyemeyeceğim o şiiri yazarken
acı kadar kutlu olmak isterdim

IV.b
annemi hatırlıyorum o güleç kelimeyle
bir çarmıh gibi kabeye kurulan
ka’b bin zuheyr tarafından
meryemin bekaretini yüzünde sergilerken

V
kimse görmesin
isayı kanatan acının
bir bahar taşıdığını
muhammedin miracına

V.a
dokunmayın kanasın yara
seller gibi baharın yatağına

VI
kanasın çünkü
aşktır meryemin orası
kanasın çünkü
aşkın orasıdır meryem

I.c
eski bir besini tadar gibi
tabiatın tüm şiirlerini
ezberlemek istiyorum şimdi
oradan başlayarak

III.a
öğretildim
oradan başlanan ne varsa
oraya akacak o da
bahara düşülen bir kayıt gibi

VII
bahara düşülen bir kayıt gibi
boşluğun resmini çekmek istiyorum
kaybolurken usulca
boşluk (/) da

VI.a
acının kanattığı yarayı seslendin ya şair
toplayacaksın kırıklarını ömrün boyunca
boşluk da

VIII
boşluk da

Çok Uzak İki Gün

18 Mart 2007, Pazar

I.
kadınımı andım
kalbim büyüdü

II.
bugün yalnız seni tırmandım
adını
ey görkemli dağ
kadınım

Görü

18 Mart 2007, Pazar

düşman kıyısından öpünce gülüşünün
sesin yankılandı birden ötelenişinde ucun
bir mağrur martıydın sanki yalpalayan
çeperlerini genişçe kanatlayan
birden ki dolan gözlerime evcil yaşamın
düşman gibi öptüm kıyısından öpüşünün

kalksam şimdi bedenmiş gibi yüzüne desem ki
durduğunda görecek misin, yürürken görmediğini

şimdi kızkardeşsin bana, derinliğinde
değilsin, yırtık rahibelere yıkık sursun
kalbin çalışmadı yaşadığın sürece
temenniyse bana düşen: ölünce dursun!

A’yar-lı

18 Mart 2007, Pazar

gelmene ayarlamış hetşey kendini

bardaklar tuzla temizlik yapmış
küllükler boşaltmış ne kadar kül varsa içinde
koltuklar düzeltmiş kendini tozunu silkinmiş
kaynatmış bir su kendini sana yakınca şöyle
kahveler, çükulatalar, sakızlar
masa bir düzen vermiş kendine
battaniyede bir itina, sorma
güneş uzatıp başını bakmış içeri
en parlağından ışıklar bırakmış sonra
gelince söndür hepsini
ne varsa evin içinde
bir yarışa durmuş hepsi
el pençe

en kıvançlısı da
küçük ayaklarına sarılacak terlikti kuşkusuz
tedirgin sarısıyla

elektriklenmiş saçlarım, esvaplarım ayrı dünya
elimde, ellerin için kendini kışkırtmış kolonya

belki gelmeyeceksin bir daha
gelmene ayarlamış herşey kendini
kör olma.

İnzal

18 Mart 2007, Pazar

içinde kumları saklı sahilinin
elmacık kemiğinden çıkarken alımına
ortalarda yuvarlak görmesiyle
bakışıp duran duran duran gözler-
indi, ayetlerden derlenmiş yeni kur’an
sussun ağzın şimdi, burma
yitiyor cesaretim kıvrımından

Küçük Kasa

18 Mart 2007, Pazar

küçük kasabalarda bekleyen trenler kadar
heyecanla bekliyordum sesini

derken alıp görüntünü
geldi sesin kulaklarıma
colombun amerikayı
coşkuyla ilk görüşündeki
gemisi gibiydi yanağın
usulca kayarken yanağımdan

titrek bir ses gibi bırakıp seni
döndüm, evime hiç gelmemiş kuşlardım
biraz önce geçtiğim yerdeydi aklı
ve su ve ateş ve hava ve toprak
gibiydi aklımı bıraktığım yaylak

öyle gerekliydin ki bana
/ neden burdasın çılgın su
öyle gerekliyken ben sana
/ bırakma kendini sevgili taş

sen orda yeni bir ayakkabı teki
ben, burda
korkusundan kurtulamayan soyka